15 Haziran 2020

Jomela Pestemal

Wow  bloga yazmayali  yillar olmus. Bu süre zarfında Melissa 6 yaşına geldi bir de burada hiç bahsetmediğim bir oğlum oldu adı Lars. O da şimdi 4 yaşında. Üstüne bir de biz Almanya’da yaşamaya başladık.:) Ülke değişikliği dolayısıyla işimi de değiştirmek zorunda kaldım. Zorunlulul gibi geliyor kulağa ama severek yapıyorum. Anadolu kültürünün bir parçası olan peştemalleri Türkiye’de üretip Almanya’dan Avrupa’ya satıyorum. Bu iş nasıl başladı derseniz, herşey havuza, pikniğe denize giderken havluların çantalara sığmamasıyla başladı, hafif ağırlığa sahip ve emiciliği yüksek peştemal kullanmaya başladık ve rahatladık. Sonra bu rahatlığa başkaları da ulaşsın istedim. İşte benim küçük girişimimin hikayesi bu.:) Burada da bebeklerimden paylaşmak isterim. Daha fazlası için http://www.jomela.co adresini ziyaret edebilirsiniz.



26 Kasım 2016

ne yapiyorum?

     Ne zamandır bloğa birşeyler yazmak için niyetleniyorum ama birşey oluyor, öyle orada kalıyor aklımdaki fikirler.
      Crossfite başladım, ne zamandır evde spor yapıyordum bilen bilir ama insan içine karışasım, sosyalleşesim de vardı. Selin'in verdiği gazla crossfite başladım ve çok sevdim. Gerek boxa gelen insanları gerek hocaları gerek wodları çok seviyorum. Tam anlamıyla içime sinen bir girişim oldu.
     
     Onun dışında Sven sık sık seyahatlerde oluyor, iki çocukla yalnız kalabiliyorum. Bazen öylesine rahat geçerken bazense kkabusa dönüşebiliyor, onları oynarken izlemek, birbirleriyle olan iletişimleri, göz kontaklarıni çok seviyorum. Bazense günler zor oluyor onlari görmek istemiyorum:) Lars ve Melissa birbirlerini gece ya da sabaha karşı uyandırabiliyorlar. Melissanın odasına geçiyoruz hep birlikte, kapıyı kapatıyorum 1 saat falan kendileri oynuyor ben de aynı odada yerde uyuyorum. Sonra söylenmeler başlayınca uyanma vakti geliyor, salona geçiyoruz. Ileriye dair hiç korku yok içimde gayet güzel oynacaklarını hissediyorum.

     Bisiklet aldık yazın, arkasında da çocuk koltuğu var, sahilde oturup da neden bu kadar sene bisikletsiz olduğuma inanamadım, havalar soğuk ama hala sıkıca giyinip bisiklete biniyoruz Melissa'yla.

     Düğün hikayeciliğine bu bahar tekrar el atmak istiyorum. Web sitemi canlandırmam gerek.

     Tezim bitmek üzere kendime iki tane güzel sertifika programı buldum onlara karılmak istiyorum. Ama vakti var. Acelesi yok. Mart gibi düşünüyorum.

     Goethe'de sınava girmem gerek aile birleşimi vizesini almam; turist vizesi durumuma bir son vermem gerek.

    Hayata geçirmek istediğim bir proje var sadece Berna, Yasemin ve Eda biliyor. Ona yoğunlaşmak istiyorum. Bu sefer sürpriz. Çenemi tutacağım.


   Sven'in sözü var, Lars sütten kesilince tek başıma 15 günlük Hindistan'da yoga tatili yapacağım. telefonu istanbul'da bırakacağım.


    Çok özledigim insanlar var, eski ev arkadaşım Yasemin mesela, harika enerji yayar insana, onu sarmak sarmalamak yakama dolamak istiyorum.

    Sven her hafta bir müze bir galeri gezmek istiyor çocuklarla ama bana yük gibi geliyor, insan çocuklara mı konsantre olsa müzeyi mi gezse bilemiyor. Ben baktığım eserden birşey anlamıyorum. Tek çocukluyken gerçekten de doya doya gezdik, iki çocukla yapamıyorum. Bunun üstünden gelmem gerek yoksa evde çocuklarla durmak evde çocuklarla durmayı çekiyor. Hadi haftaya hafta sonu Sabancı Müzesi'ne giderek bunu kırayım.

Bu fotoğrafları Buenos Aires'te çekmiştim aslında devamını getirsem iyi bir seri olabilir? Şemsiye ve siyah beyaz... Neyse bunu buraya yazdım ya kesin biri benden önce yapar:)




   

29 Nisan 2016

beliz'in gebelik şekeri dosyası

Sevgili Elif'in verdiği destekle bu bloğu yeniden hayata geçirmeye karar verdim.  Hamilelikti, doğumdu, lohusalıktı, okuldu, yüksekti derken bayağı ihmal ettim buraları ama dönüp eskiden yazdıklarıma baktıkça çok hoşuma gidiyor.

Bu yazımda hayatıma yeniden yön veren, ilk karşilaştığımda beni çok üzen ama sonra avantaja çevirdiğim "gebelik şekeri" durumundan bahsedeceğim.

Melissa'ya hamileyken 50 grlık şeker yüklemem + çıkmıştı yani 100 grlık yüklemeye ihtiyacımız var demişti doktorumuz. 100 grlık yüklemede 4 defa kan alınıyor ve sonunda 2 ya da daha fazla değeriniz sınırın üstündeyse "Gebelik Şekeri" tanısı konuyor. Neyse ki bende sadece 1 değer üstte çıktığı için sadece az karbonhidrat ye demişti doktorum ama dinlemedim, dinleyemedim. Melissa  36+2. haftada 3.600 kg olarak erken doğdu. Bence gebelik şekerinin etkisi vardı.

Lars'a hamileliğimde ise Canan Karatay modası çıktı, kendisinin kitabını aldım bir çok fikrine hayran kaldım fakat gebelik şekeri ile ilgili olanlara katılmadım ben gözü dönünce 300-400 gr baklava yiyen bir insanken nasıl olacak da 100 gr şeker içeren gebelik şekeri testinden mi çekineceğim diyerek sırasıyla 50 ve şaşmadan 100 grlık testleri oldum ve korktuğum başıma geldi:) Ben gebelik şekeri hastasıydım. Doğru soluğunendokrin doktorunda aldım çünkü gebelikte tiroid bezim de yavaş çalışmaya başlıyordu. Testler, testler ve testler sonucunda ki doktorum da iyi bir doktordu, önce elime şekerimi nasıl ölçeceğimi gösteren bir alet verdi, kullanmasını gösterdi sonra da beni 2000-2200 kalorilik diyet yazılması üzere diyetisyene sevketti.  çok korkuyordum çünkü ailemde şeker hastalığı nedeniyle ciddi problemler yaşayanlar vardı, bir aile üyemizin şeker hastası olduğu bilinememişti ve hastalıktan dolayı organları zarar görmüştü , kalp krizi geçirmişti. Ya bu şeker bende kalıcı olursa, ya organlarımda tamir edilemez hasarlar oluşursa ya bebeğime benim yüzümden zarar gelirse, şeker hastası olursa şeklinde endişeler sürekli beynimdeydi...

 Doktorun yönlendirdiği o diyetisyene gitmedim,  kendim yaşam stilimi değiştirecektim, bu bir fırsattı kendi yolumu kendim çizecektim ve bunu öğrenecektim çünkü gerçekten sağlıkla ilgili kitaplar okumaya, makaleler takip etmeye bayılıyordum, bu da benim kendi vücuduma yazdığım bir kitap olacaktı... Dr. William Davis'in  "Wheat Belly" kitabında buğday yemeyi bırakanların hayatındaki değişimleri uzun uzun okumuştum bunlardan biri de insülin dalgalanmalarıydı yine Dr. Canan Karatay'ın kitabını okumuştum.. İşe buğday, pirinç, patates ve sofra şekerini tamamen keserek başladım. Bulgur, kinoa almaya devam ettim. Şeker ölçme aletiyle kendime neyi hangi saatlerde yememin vücudumda salgılanan insülün miktarını nasıl etkilediğini öğrettim. Diyetisyenler ekmek veriyor mesela ama bana günün hangi saatinde yersem yiyeyim  iyi gelmiyor. 15 günde bir hamburger, lahmacun gibi kaçamaklarda aldım beyaz unu, patatesi, pirinci... çoğu zaman  kepekli undan lahmacunumu kendim yaptım, dolmalarım hep bol kıymalı ve az bulgurlu oldu, zeytinyağlılarım hep portakallı ve bulgurlu oldu, kepekli makarnanın da çok lezzetli olduğunu öğrendim.  Hatta çoğü zaman karnabahar üzeri kıyma ve sarımsaklı yoğurt benim mantım oldu:) Diyetlerde çok yer tutan kuru meyvelerin bana iyi gelmediğini öğrendim, onun yerine kakao oranı yüksek bitter çikolata bana iyi geliyordu! Meyveyi bile abartmadan yedim. Şükürler olsun ki şekerim hep istediğim aralıkta oldu.
Bu durum sıkıntıdan çok yeni bir hayat tarzı olmaya başladı ve artı olarak da ilk 24 hafta 6 kg alan ben geri kalan 15 hafta boyunca (39. haftada dogurdum) sadece 4 kg aldım. Bebegim 4 kg doğdu ve şeker ölçumleri temiz çıktı. Bir anne için daha büyük bir mutluluk olabilir miydi? Savaşı ben kazanmıştım. Aldığım 10 kilo 10 günde gitti:)

Şimdi gebelik şekeri deneyiminin bana öğrettiklerini devam ettirmeye çalışıyorum. Gebelik şekeri teşhisi konanlara ise önce bir uzmana danışmaları sonra kendi vücutlarını tanıyıp ona göre hareket etmeleri tavsiyemdir. Bir de yukarıda bahsetmeyi unuttuğum yürüyüş var. Edindiğim tecrübeye göre kesinlikle ve kesinlikle kan şekerini dengeliyor.


Herkese bol bol sağlık dilerim..




21 Eylül 2015

en zevkli yaş

    Sven ben melissaya'ya hamileyken bebeklerle zaman geçirmeyi pek de sevmediğini söylemişti. neden olarak da pek birşey paylaşamadığını göstermişti. bana saçma gelmişti, insan minicik, toparlak, anlamsız ama çok sevimli bir bebeği nasıl olur da 2-3 yaşlarındaki küçük insandan daha çok sevebilirdi?
  Artık sven'e hak veriyorum. 18 aydan sonra sanırım melissa'nın en sevdiğim zamanları başladi. tepki veriyor, dediğini anlıyor, kendi tercihleri var, en önemlisi oyunlar oynayabiliyoruz. hala küçüklük fotoğraflarına baktığımda içim gidiyor ama bebeklik zamanı sanırım daha başka bir sevgi, karşınızdaki boğum boğum, komik hareketler yapan şeyi seviyorsunuz fakat etkileşim arttıkça duygusal bag artıyor, iletişim arttıkça bir birey olarak varlığını kabul ediyorsunuz.
   melissayla agustosun başından beri baş başayız, bu 8 haftalık zamanın 2 haftası almanya'da ailecek, iki haftası da  annemin yanında geçti. okul açıkken sabahları okul, akşamları yüksek lisans derken melissayi 48 saat göremediğim oluyordu, ben evden erken çikarken o uyuyordu ben akşam 11lerde evde olduğumdaysa yine uyuyordu bazen haftasonları çekimlerim oluyordu. yazınsa melissa'ya doydum, çok çok vakit geçiriyorum. halledemediğim bir çok sorunu halletmeye başladım. mesela benim elimden yemek yemezdi melissa, ben yatağa koyduğumda ağlardı, bunlar hep beni az görmenin verdiği tepkiymiş meğer. şu an mutlu mesut yiyor, uyuyor ve oynuyoruz. gün boyu birlikteyiz, zaman zaman yalnız vakit geçirmek istiyorum bunu da akşamları ya da hafta sonu sven'in destegiyle başarıyorum.  hamileyim ya yeni bebek gelmeden melissamla doya doya vakit geçirmek istiyorum, bu hamilelik bana iyi geldiği gibi biraz da vicdanıma dokunuyor ki bununla ilgili ayrıca yazacağım.


15 Ağustos 2015

beklenen tatil

   Aslında tatil mi değil mi tam emin olamayacağım.. Buraya geldiğimizde Sven'in uğraşması gereken evle ilgili ya da vergilerle ya da herhangi birşeyle ilgili milyon durum oluyor. Bir oraya bir buraya koşturuyoruz ama yine de serin, sakin, sessiz bir yerde olmak güzel.
    Melissa birşey yemiyor:( Bunu sık sık dile getirmek istemiyorum ama gerçekten can sıkıcı olabiliyor, geçen tüm gün bir adet muz yedi. Şaka değil gerçek. Nerede bir anne "Aç bırakmalısın, o zaman illa ki yer" dediğinde üstüne benzin döküp yakasım geliyor. Bazen sorulmadan verilen tavsiyeler sinir bozucu olabiliyor. Denedin mi diye sorabilirsin mesela.    
    Neyse günlerimiz sabah fırından ekmek alarak ve kahvaltı yaparak, öğlen yaşadığımız yerden biraz daha büyük olan kasabadaki kocamaaan havuza girerek ya da çarşı pazar yaparak, o da yetmediyse 30 km uzaklıktaki Stuttgart'a giderek geçiyor. Sven'de Melissa'nın kaykayından  yetişkinler için olanı var bir aşağı bir yukarı kayıp duruyorlar. Buralarda çocuk büyütmek daha kolay ne zınk diye çıkan bir araba var ne de gürültü.. Ama yine de insan evini özlüyor:)
  Bir de bakteri gibi birşey kaptik daha doğrusu evdekiler sirayla kapti, mide bulantisi ve kusmayla sonuçlandi, Melissa'ya da geçecek diye çok korkuyorum. Umarim bir problem olmaz. Hep instagramdaki fotoğrafları koyuyorum ama yakinda bloğa özel fotoğrafları eklemek istiyorum. BUrasi günlük olsun istiyorum Melissa buyüdüğünde burya baksın ve bu günleri okusun.. 
   



1 Ağustos 2015

almanci ruhu

Merhaba, naber?
Sicaklar fena degil mi allah askina?
Gectigimiz hafta gercekten cok sicak ve cok rahatsiz ediciydi. Aksam ustu 5-6 gibi bile disariya cikamadim, rahatsiz edici, nefes almayi engelleyen bir hava vardi.
Neyse gecen ay bir almanca kuru daha bitirdim. A1.1 ve A1.2 bitmis oldu. Hedefim subata kadar B 1.1'i bitirmis olmak. Dil ogrenmek gercekten cok zevkli, cok seviyorum. Neden bu zamana kadar almancaya baslamamisim anlamadim. Daha dogrusu baslamistim ama hamileydim gezi olaylari patlak verince gumussuyuna gitme riskini alamadim, yani hamile hamile gitme riskini:)
  Neyse A 1.1i tamamlayamamistim, seviye belirleme sinavina girdim ve A 1.2 ciktim ve bitti gitti. Asil gelmek istedigim konu, kurumuzda cok acaip bir ogretmenimiz vardi .Yar. Doc. Dr. Nursen Durdagi. Goethe'nin gormus gecirmis olabilecegi en iyi ogretmenlerden bence. Konulari anlatirken iliskilendirmesi, sozluk kullanimi yerine daha akilda kalici yontemleri, sabri, ayni soruya bininci kez, sakin ve sukunetle cevap verisi beni gercekten kendine hayran birakti. Iyi ki yolum Nursen Hoca'yla kesismis:) Umarim bir daha kesisir.
  10-25 agustos arasinda almanyadayiz, hedefim bu sure icinde hep almanca konusmak. Yeni yetme almancamdan utanmadan, sikilmadan almanca konusmak, ogrendiklerimi unutmamak, ustune yenilerini katmak.
 Almanya'yi cok ozledim. Sanirim yavas yavas bir gun Almanya'da yasama fikrine alisiyorum. Yazin gercekten Turkiye'den nefret ediyorum. Bahsedeyim mi? Zaten bildiginiz seyler, trafik, sicak hava girilebilecek havuzlarin temizliginden suphe duymam ve  sacma sapan giris ucretleri. Schondorf'da ki kendisi kasaba olur kapali, acik havuz alani buyuklugu de nasil anlatsam baya baya buyuk. Fenerbahce sahilden Goztepe sahile kadardir. Giris 2 euro :)) Ne komik degil mi?
BIz de kuvet diyebilecegimiz havuzlara 100 lira giris istiyorlar. Ve golge alan yok denecek kadar az hatta ben ona yok diyeyim.

Currywurst ozledim, doner ozledim (almanyadaki doneri bin kere buradaki donere tercih ederim:)), ormanda dolasmayi ozledim, elma agaclarindan elma toplamayi ozledim, bahcemizden bogurtlen toplamayi ozledim.  serin havayi, bunaltmayan gunesi, rahat rahat toplu tasimaya binmeyi ozledim de ozledim.
 

 Melissayla vakit gecirmek cok daha eglenceli olurken aksamlar daha bir zorlasiyor. Uyku duzeni bozuldu, ben yatagina koyunca uyumuyor, bakicimiz koyunca teklemeden uyuyor ama ben koyunca bitmek bilmeyen bir savas basliyor. Sanirim benle vakit gecirmeye devam etmek istediginden. Geceleri mutlaka yanimiza geliyor. Saat 3 gibi uyaniyor anneeeee, anneeeee diye seslenip yanimiza alana kadar bagiriyor. Kiyamiyorum alamiyorum. Ah aaah hani nerede benim verdigim uyku egitimim? 18 aya kadarmiymis, bitti mi yani?

  Vakit gecirmek gercekten cok zevkli hale geldi, bir suru playdoh oyun hamuru ve kalibi aldik, spaghettiler yapiyoruz, yildizlar, saclar, rakamlar, ben de oynarken cok zevk aliyorum. Yaptigimiz etkinlikleri ara ara fotograflayip buraya koyayim istiyorum unutmamak adina. Buyudukce vakit gecirmek daha zevkli evet de bebeklikteki komik surat tatliligi nolacak peki? Onu da cok ozluyorum.

8 Temmuz 2015

Karmakarışık duygularla doldum taştım yine. Yasemin babasını kaybetti. yarın onu ziyarete gideceğim. az görüşsek de onu çok seviyorum.  tertemiz, kocaman kalbi vardır. mutluluk saçar, öfleyip pöflerken bile neşe dağıtır etrafındakilere. pamuk gibi cildi vardır, öyle güzeldir ki gözleri, anlamlı anlamlı bakar. hep iyilikle doludur içi. benim ön yargılarımı yıkan tek arkadaşımdır yasemin, bana bundan on yıl evvel deseydiniz ki "kapalı bir insanla da çok iyi anlaşacaksın" inanmazdım, belki gençlikti belki o zamanların aptal egosu ama inanamazdım. şimdi onu birçok sözde modern arkadaşımdan daha çok seviyorum çünkü bazı düşünceleriyle benden bile modern, benden bile açık görüşlü. çok eğlencelidir, sessiz anlarda öyle laflar eder ki kocamaaan zamanlar geçse yine hatırlarsınız gülersiniz.
internetle çok alakası yoktur, bu yazıyı belki hiiiç görmeyecek.
yasemincim allah rahmet eylesin babana, mekanı eminim ki cennettir, senin gibi bir evlat yetiştirdiği için, sana da bol sabırlar versin. küçüklükten beri bize öğretildi ya, melek oldu baban, bizi izliyor, gülümsüyor.

5 Temmuz 2015

Melissa ne yapiyor.. (guncellenerek tekrar yayinlanan bir yazi)

Yakinda dogum hikayemi ve hamilelik deneyimlerimi ben de buraya yazmak istiyorum ama vakit cok zor bulunuyor, dis fircalamak bile buyuk bir mesele, bu sayfaya Melissa'nin  hayatinda olan gelisimleri, ogrenmeleri yazmak ve zamanla guncellemek istiyorum. Bulunsun:)

8 ocak 2014
20. gun sonunda aglamadan yataginda durmayi ogrendi ama hala orada uyumuyor babasinin alistirmasi yuzunden koynumuzda uyuyor,  alti degistirilirken bas bas bagiriyor, banyoda sacinin yikanmasinda pek hoslanmiyor, vucudu yikanirken ise mutlu. Saclarim eline gecerse simsiki tutup cekiyor.

18 ocak 2014
ayaklarini oynatiyor, cingiraga tepki veriyor bu arada bebekler cidden "ingaaa" diye agliyorlarmis, cok komik:)

Şubat 2014
Kalça gelişimini tamamlamadığı için palvik bandaj kullanmaya başladı

Temmuz 2014 
Almanyada  götürdüğümüz doktor, iyileşmeyi müjdeledi pavliğı çıkardık
Melissa ilk defa döndü

Ekim 2014 
Emeklemeye başladı
mama, baba aya diyor

Kasım 2014
Kasım sonu sıralamaya başladı

Aralık 2014
Telefonu eline alıp "alaaa" demeyi öğrendi
Telefonun düğmesine basmayı öğrendi
Mamayı bıraktık, keçi sütüne başladık
Akşam yemeğıne başladı(çorba)

Ocak 2015
Tam ayın 18inde, 13. ayını tamamladığı gün yürüdü:)
Anahtarlarla kapıları açmaya çalışıyor
Fişleri prize sokmaya çalışiyor
Düğmesine basarak ışığı açıyor
Ilk defa anlamlı olarak Sven'in suratına baktı ve "Baba" dedi
"Gel gel" diyor
Eliyle "bay bay "yapıyor
Bana "Aya" diyor
Çokça anlatıyor, ah bir anlayabilsem:)


Temmuz 2015
Anne, baba,dede, meme (emziğe diyor), uvey(helikopter),mama  diyor
Beni öper misin dedigıimde opuyor, allahim insanin cocugunun gelip onu opmesi ne buyuk bir hazmis:)
Camasir asarken camasirlari bana veriyor.
Kitaplara artik anlamli bakiyor, inceliyor, resimli kitaplarina bayiliyor.
Hala yemek yedirmek bir iskence, bakicimiz olmadigi zaman Svenle deli deli seyler yapiyoruz agzini acsin diye.
Yeme aliskanliklari kesinlikle Sven'e benziyor, ilk aylar cok sebzeciydi ama ekmek, kofte, yerken sorun cikarmiyor. Hele hele bugun kesfettim ki kuruyemis yemeye bayiliyor, minik disleriyle kiriyor onlari bir guzel.
4 tane azi disi var. Kopek disleri cikmaya basladi..
Cocuklari cok seviyor. Cocuklu ortamlarda beni unutuyor hic aramiyor.
Ilk oyun gurubumuzu gerceklestirdik, sensory aktivitesine katildik. (Ay kumu denen seyi ogrendim yapacagim)
Uykusunu tek defaya cekmeye calistim (Iyi mi kotu mu hala emin degilim, bir bucuk yasta bire dusmeli diyorlar, arastiracagim..)
Daha cok anneci oldu, mesela aglarken baba demiyor, anne diyor, gece uyandiginda Sven giderse yanina hala agliyor bazen (haha maalesef hosuma gidiyor) ben gitmek zorunda kaliyorum.
Artik cocuk oldu Melissa cantasi var icine bebeklerini koyup tasiyor, nereden ogrendiyse:)
Kaykay mi scooter mi adi neyse onda  iyi durumda 14. aydan beri kayabiliyor. Tam bir atom karinca.





1 Temmuz 2015

Su aralar haberler o kadar boktan ki.. Boktanliklarin benim basima gelmesine gerek yok ama yakinlarimin basindalar.. Hastaliklarla savasanlar, yakinlari illet hastaliklarla savasanlar, evlilikleri bitenler, yogun bakimlar.. Duydukca darlaniyorum.
Eskiden de bu kadar bela benim cevremdekilere ugruyor muydu acaba? Yoksa ben mi zamanla cok duyarli oldum.
Sik sik aklima hastaliga yakalandigim, hayatimi kaybettigim, Melissamin Sven ile arkamda kaldigi geliyor. Sonra hayir, hayir, hayir at kafandan bu pislikleri diyorum, uzaklastirmaya calisiyorum, Melissa'nin odasina gidiyorum bir opucuk konduruyorum yanagina, rahati bozuluyor, soyleniyor sonra uyumaya devam ediyor. Cok arabesk olacak ki ben arabesk sevmem, duygulanmayi da sevmem, gozlerim doluyor, ben ne yaptim da bu odul bana verildi diyorum, sukrediyorum. Sonra yasadigim ulke aklima geliyor, lgbt yuruyusunun engellendigi falan geliyor aklima, her gun farkli farkli yerlerde karsima cikan akil almaz haberleri dusunuyorum. Diyorum ki napiyorum ben bu ulkede? Kocaman bir dunya var,  onumde de yillar var' ben neden hala kendime aci cektiriyorum hergun bu igrenclikleri duyarak? Bas git artik sen buraya ait degilsin diyorum.

Iste temmuz ayi ferah gelir diyordum ama gelemedi. Umarim gecer bu ruh hali.

16 Mayıs 2015

biri olmak

Melissa, bugün şaka gibi 22de uyudu.
Azı dişleri tam bir kabus, İshali yeni bitti ama hala düzelmedi, bitsin bu çile eski Melissa geri gelsin. Okuldan da yüksek lisanstanstan da çok sıkıldım. Çekimler üst üste geldi. Photoshoplar, albümler beynimde sıraya girdi ama vakitsizlikten bir hayli geciktiler. Yüksek lisans eğlenceli, zevkli ama çocukla zor. Ya yatılı bakıcın olacak ya da çocuksuz olacaksın tam hakkını vermek için.
Bin yere dallanıp budaklanmaktan bıktım artık.
Annelik yapmak,
Öğretmen olmak,
Öğrenci olmak,
Fotoğrafçı olmak,
Eş olmak,
Arkadaş olmak,
Çocuk olmak,
Düzenli spor yapan biri olmak,
Sağlıklı yemeye çalışan biri olmak.

Haziran bitsin dört tanesini elemiş olacağım bunlardan. HAyallerim büyük.
Sabah uyanacağım, Melissanin kahvaltısını vereceğim derken bakıcımız gelecek. Yogaya gideceğim sonra eve gelip kendime buz gibi smoothiler yapacağım ve Melissa'yla parka gideceğiz. Kendi yemeklerimi hazırlayacağım derken Sven gelecek. Melissa Sven ben oyunlar oynayacağız. Akşam sahilde koşup, bir duş alıp kitaplara kafamı gömeceğim.


Bu akıştaki 15 gün bile yeter beni kendime getirmeye.


21 Nisan 2015

mabebisgatasikrit

çok seviyorum.. bu kadina olan hayranligim hic bitmeyecek sanirim.

8 Mart 2015

pazar postasi bir takim melissa fotograflari

6. aydan sonra bebeklerin büyümesi dur-du-ru-la-mıyor! Hele 12. aydan sonra kaçırıyorsunuz ipin ucunu, her gün yeni bir ilerlemeyle geliyor karşınıza, bunu ne zaman öğrendi diye ağzınız açık kalıyor.
  Aaya(anne), baba, mama, dede, gel, aaa(al), baa(balon) kelimelerini rahatlıkla  söylüyor. Çok daha sevimli hale geliyor etkileşim ilerledikçe.
İkı gündür yemeğini rahatlıkla yedirdim, ben bile şaşırdım, umarım hep böyle gider.
Sabahları pusetsiz evden çıkıp yumurta, simit almaya gidiyoruz el ele, çok zevkli.
Son iki aydır, su istiyorsa mutfakta suyun yanına gidip bağırıyor mesela, daha çok kendini ifade etmeye başladı.








1 Mart 2015

pazar postasi 8

Ne kadar hızlı geçiyor bu haftalar?
Ne çabuk yine pazar oldu da, pazar postamı yazıyorum ben anlamış değilim. 
Bu hafta dalgalar sergisine katılma fırsatını buldum gerçekten ama gerçekten beni çok etkileyen işler vardı. Sergiyi bir inşaatta sergiliyorlardı.  Kinect yardımıyla odadaki sesi değiştiren ve yine giriş katındaki Candaş Şisman'ın yaptığı yayların titreşiminden çıkan sesi tüm odaya yaydığı iş çok güzeldi. Son günlerde gördüğüm için pişmanım keşke ikinci defa görme imkanım olsa.
http://blokartspace.com/?p=381&lang=tr

Haftanın Şarkısı:  Bu bizim dans şarkımızdı:)


Haftanın Hazır Giyimi: etsydeki bu şortu çok sevdim, üstüne beyaz atletle yazları forma haline bürünebilir.

Haftanın Tasarımı:  Mary Katrantzou'nun bahar için tasarladığı koleksiyondaki desenler çok karışık görünse de insanı kendine doğru çekiyor. Normalde desenli giyinmeye, sade giyinmeyi tercih ederim ama bu desenler insanın güzelliğinin önüne geçmeyen cinsten, giydiğiniz zaman içinde kaybolmazsınız. Soldan ikinci elbise favorim.

Haftanın Bebek Ürünü:  Zaranın bebek montları gerçekten çok zekice tasarlanıyor. Melissada şu sol üstteki var ve başka bir tane daha var. Şu kadarını söylemeliyim ki bebeğin boynuna fermuar denk gelmemesinden, kolların rahatlıkla kıvrılmasına kadar herşeyi  düşünmüşler. Çok mutluyuz.

Haftanın Sözü:  Vito Corleone doğru demiş. En sevdiğim izlemeye bıkmadığım filmler arasındadır godfather.

Haftanın Fit Motivasyonu: Lütfen, lütfen, lütfen!

Haftanın Ünlüsü: 50 shades of grey filmine gittiğim çok belli olacak ama  bu haftanın kartları jamie dornan için açılıyor.

22 Şubat 2015

pazar postası kar tatili

Geçen kar yağdığında Sven'i denk getirememiştik, bu sefer hep birlikteydik. Sahilde biriken kar, Melissa'nın baldırlarına geliyordu neredeyse. Heyecanını yüzünden okumak kolaydı:) Bazen yürumekten korktu, el ele tutuşup yürümeye onay verdi, kara dokunma fikrini sevdi:) Çok eğlendik. Amaa ertesi gün, bizi pek de hoş olmayan bir süpriz bekliyordu, 40 dereceyi bulan ateşle soluğu acilde aldık, internette ateş nasıl düşürülür araştırırken, hiç bilmediğim bir bilgiye rastladım, başa gövdeye soğuk sularla ıslatılmış havlu sarmak yanlışmış mesela. Belin üstü normal giydirilecek, dizinden aşağısı ise buz gibi soğuk suyla ıslanmış havlularla sarılacak. Gerçekten bu dediğim yöntem 39'dan 37,5'a düşürdü ateşi.  Havluları, ısındıkça sık sık değiştiriyorsunuz tabii. Perşembe ve cuma gerçekten ömrümden ömür gitti ama olsun daha iyi kuzucuk, cumartesi ve pazar bol bol dışarıda dolaştı, temiz hava aldı, neşesi daha iyi. Bu haftanın osu busu yok, vakit pek bulamadım ama haftanın karları ve faberleri var buyrun:) 



 









17 Şubat 2015

Kendine verdiğin sözleri tut(a)mamak üzerine

     
2012 Buenos Aires

     İnsan kendine ilk ne zaman söz vermeye başlar acaba? Hatırlayabildiğimiz kadar eski mi kendimize verdiğimiz sözler? İlk neyi yapmak için kendime söz verdim? İlkokulda verdiğim söz ne olabilir mesela, derslere iyi çalışmak? Yaz tatilinde bayılana kadar ip atlamak? Ortaokulda verdigim söz ne olabilir? Anneyi üzmemek? Peki lise? Lise son? Günde 200 soru çözmek? Şu son diziyi de izledikten sonra ders çalışmaya baslamak?
     Genelde takip ettiğim bloggerlar kendilerine söz veriyorlar, bu hafta bunları yapacağım ya da  bu sene şunları yapıyor olacağım. Ben bu yazımda 2014 yılında kendime verip tutamadığım sözleri yazmak istiyorum ve neden olmadı?  Bir de Selin'le gerçekleştiremediğim planlarımdan konuşurken bana, "Sen kafanda bahaneler üretiyorsun ve onlara inanıyorsun" demişti. Doğruydu. Bahanelerim nelerdi? Eyvah çook kötü bir yüzleşme yazısına dönmesin bu yazı? Kendime kızmayayım sonra? Olsun, başladık bir kere.. Haftaya da tuttuğum sözleri yazarım.
    Şu an bu satırları yazarken kahve içiyor olmamdan yola çıkarak, kahveyi azaltacaktım, yapamadım. Seviyorum.
    Dişçiye gitmem gerekiyordu, diş teli takılması gerek. Bahanem takılan telin en az 1 sene ağızda durduğunu bilmemdi, cesur davranamadım.    
     Amerika biletlerini taa hamileliğimde almıştım ve sonra yüksek lisansın final haftasında Amerika'da olacağım gerçeğini öğrenmiştim. Kendime, projeleri önceden bitireceğim, orada güzel bir tatil yapacağım sözünü verdim. Tutamadım. Bir dersten kaldım, bir dersten ise bütünlemede geçtim. Hiç komik değildi.     

  Büyük sözlerimden diğeri de bin kere buraya yazdığım gibi zayıflamaktı bu sözü taa hamileliğimde vermiştim kendime. Neydi? Boşver şimdi düşünme, doğumdan sonra zayıflarsındı. İki tane kadın doğumcu demişlerdi ki bana  "Kadınlar doğumdan sonra, zayıflarım sanıyorlar ama bilmiyorlar ki o kadar kolay değil, etraf kilolu annelerle dolu" Gülüp geçmiştim sadece çünkü ben herkes değildim ben yapardım, yapamadım. Yok sütüm azalıra kandım, yok zamanı gelmedi dedim. Gerçekten iste(ye)medim.   

 Spor yapacaktım, en azından her gün yürüyecektim. Melissa'nın doğumundan sonra ilk  3-4 ay gerçekten bol bol yürümüşümdür, tenis oynamışımdır. Ben yapamasam da  Sven yaptı, her hafta kostu ve tenis oynadı, benim  bahanem hocaya kıl olmamdı.
  
 Ne zamandır göremediğim ve çok özlediğim insanarla görüşecektim. Ya onlara uymadı zamanlama, ya bana. Yasemin seni çok özledim:)
    
Her ay en azından bir kitap bitirecektim. Olmadı. Bebek kitapları sayılmaz. Kitap deyince ben hep romanları kastediyorum. Romanları çok seviyorum.    Gittiğimiz tatillerin, fotoğraflarını eleyip, ayrı ayrı albüm yapıp bastıracaktım. Olmadı.    

Melissa'yla bebek yüzme dersine gidecektik. Gidemedik. Bebeklere özel havuzlu
olanında yer yoktu, genel havuzlu olanda ise benim içim rahat etmeyecekti.    

  Haftasonları İstanbul'a tıkanıp kalmayacaktım Kilyos'a, Şile'ye gidecektim. Sadece Sapanca'ya gidebildim bir kere. Bunda da Sven ve Kamil'in gazı büyüktür, sayelerinde. Teşekkürler:)    

   Saçlarım sarı olacaktı. Yarım sarışın oldum. Bahanem kuaförün avrupa yakasında olmasıydı..
  
   Bunların çoğunun bahanesinin temeli üşengeçlik, geç oldu ama 2015'te üşenmemeyi diliyorum.
  


15 Şubat 2015

pazar postasi 7

Vee okullar açıldı.  Özgecan Aslan evine dönerken bindiği minibüsün sürücüsü ve arkadaşları tarafından kaçırılıp, tecavüz edilip, bıçaklanarak öldürüldü. Cesedi yakıldı. Bir kaç gündür takıldım kaldım bu habere. Özgecan'ın güzeller güzeli fotoğrafı her yerde karşıma çıkıyor. Anlayamıyorum. Hadi bir kişi ruh hastası, arkadaşlarının birlik olup böyle bir insanlık dışı olaya ortak olmak ne demek anlamıyorum. Insan anne olunca ister istemez baska türlü empatı yapıyor, annesi kahroluyordur şimdi. Umarım hak ettikleri cezayı çekerler, işledikleri bu suç aldıkları her nefwste boğazlarına takılıp kalır. Umarım bu son olur. Yüksek lisans da başladı, üç akşam ders almaya başladım. Pazartesi, çarşamba ve perşembe akşamları evde olmam gece 11'i buluyor. Birden bire, ani bir yoğunlugun içinde buldum yine kendimi. Bu hafta ilginç olan bir durumla karşılaştım, aslında çok değişik değil ama benim için tuhaftı. Ben ve kardeşim hep zorlamayla yemek yiyerek büyüdük. Annem, elinde tabak ve tatlı kaşığıyla o koltu senin bu halı benim, peşimizde akrobatik hareketlerle koşup bize bir kase yemeği yedirebilmek için canla başla savaşmıştır. Şimdi Melissa aynı bu anlattığım gibi olacak diye korkuyorum ve kendimi engellemeye çalışıyorum. Bir de bizim aile de neden bilmiyorum, büyük bir ihtimalle benim ve kardeşimin yememe huyundan dolayıdır diye düşünüyorum, yazık annem ne yapsın, çocuklarım beslensin diye tabii, aynı anda sofraya oturulmazdı. Ben de bunu farkında olmadan Melissa'ya yapıyorum. Sven geçen evde yemek yerken, neden Melissa'ya da bizimle aynı anda yemek vermediğimi sordu, ben de önce ona yedirmeliyim ki sonra rahat rahat yemek yiyebilelim dedim, çok bencilce ama farkında değildim o diyene kadar, normalde biz yerken de onu bizimle sofraya oturtuyorum ama önüne asıl yemeğini değil de oyalansın diye bir takım yemekler veriyorum. Sven, şimdiden birlikte yemeye alışmassak ileride bunun üçümüz içinde problem yaratabileceğini söyledi. Evet, gayet haklıydı, ne kadar çok birlikte masaya oturup yemek yemek ilerisi için de o kadar bunun alışkanlık haline dönüşmesi demek. Hafta içi yok benim yüksek lisansım yok Sven'in iş yemekleri derken bu durum aksayabilse de haftasonu artık bu dediğimi yapmaya başladık ve güzel hissettiriyor. Bir de insanların alman disiplini şöyle serttir, böyle serttir diye sallamaları var ki gerçekten uydurma olduğunu bir alman aileyle karşılaşmadan anlayamazsınız. Alman disiplini denen şey alman görgü kurallarından yola çıkarak adlandırılıyor çoğu zaman bence. Sven'den ve arkadaşlarından çocuklara ve birbirlerine davranışlarını gözlemlediğimde en çok karşılaştığım ve beni şaşırtan ve doğru olduğuna inandığım şeylerden birkaçını hemen paylaşayım.


  • Çocukların fikrine her zaman saygı gösteriliyor, ve onlara bir yetişkin gibi davranılıyor, hiç bir zaman "Makas, kaka, pis" ya da "Makas bozuk, çalışmıyor" denmiyor. "Makasla kendine zarar verebilirsin" tercih ediliyor.
  • Mutfağı topluyorsan çocuklara "Hayırr, oraya dokunma" "Hayır, orası tehlikeli" denmiyor. Çocuğun önüne, onun toplayabileceği bir dağınıklık konuyor. Mesela bu taşınma esnasında mutfağı duzeltirken, Sven, Melissa'nın önüne bol bol karışık bitki çayı poşetleri koydu, Melissa da onları yerleştirmekle meşguldü. Kitaplığı düzeltirken, onun kitaplarını dağınık bir şekilde koyduk, Melissa da onlarla uğraştı.
  • Çocuk zor bir şeyi başardığında evet taktir ediliyor ama "Aferiiiiiin aslanıma, koçsun, kaplansın" gibi dünyada en başarılı oymuş gibi abartılı hareket edilmiyor.
  • Hayir her zaman hayır:)
  • Sınırlar belirli ve net, izin olmayan şeye izin yok ve bu hep böyle, ailenin tüm fertleri uyuyor, mekan, zaman değişse de öyle.
  • Her odada çocuğa ait bir alan var. Bizim mutfakta  Sven başlattı bunu, benim ölsem aklıma gelmez, en alt dolap Melissa'nın, içinde açtığı zaman kırılıp da ona zarar vermeyecek, kağıt muffin kalıpları, unlar, makarnalar, tahta kaşıklar gibi şeyler var. Ben yemek yaparken o, dolabıni açıyor ve onlarla oynuyor. Yatak odamıza geldiğinde zarar vermeyecek plastik bileziklerimi en alt rafa koydum mesela, alsın oynasın diye.
  •  Benim Sven sayesinde zar zor alışabildiğim fakat çok güzel bir kural. Masada herkesin yemeği gelince, aynı anda başlanıyor yemeğe ve yemeği önce biten, diğerlerini bekliyor, masadan kalkamıyor çünkü görgüsüzlük sayılıyor. Bugün bunu Melissayla denedik hehehehe +40 dakika onun blwsinin bitmesini bekledik:)
  • Çocuklar parkta yuvarlansın, düşsün kalksın, ıslansın, üşürse üşüsün yeter ki oyuna sınırlandırma getirilmesin.
  • Çocuk cam bir vazonun yanında mı oynuyor, "Oraya gitme, cam var, kırılır, keser seni" yerine "Camı görüyorsun değil mi? Dikkatli ol" deniyor."
  • Anne ya da baba bir oyunu oynamak istemiyorsa "Hayır, istemiyorum" diyor, çocuğun her dediğine katlanmak zorunda değil.
  • Araba yıkanacaksa çocuk da yardım ediyor, bahçe düzenlenecekse çocuğun da illa ki bir yardımı dokunuyor, aman yapamaz edemez yok, vallahi  veriyorlar elektrikli süpürgeyi 5 yaşındaki çocuk arabanın içini süpürüyor.
  • Bence biraz sinir bir gözlem olacak ama biz türkler gittiğimiz yere çocuklarımızı sürüklüyoruz ama Almanya'da çocuklar için daha çok plan yapılıyor, belki çocuklara özel daha fazla aktivite alanı olduğundandır, bilemiyorum.
  • Aklıma geldikçe eklerim bu yazıyı ileride başka başlığa kopyalayacağım.
Haftanın Şarkısı:  Amy seni çok özledim.

Haftanın Hazır Giyimi: Kendime artık ayakkabı almayacağım diye sözler vermiş yere tükürüp, tükürüğümü yerden alamazsın demiştim ama (şaka) ninewest tatiana stilettolardan aldım neyse dedikleri doğru değil mi, kilo alırsın verirsin ama ayakkabıların hep sana, olur. Bir de stradivariusun baskılı pantolonunu beğendim.
Haftanın Tasarımı: Marc Jacobs kalpli gözlüklerden edinip yazın kumsalda  fink atmamak icin mantıklı bir neden var mı? Bence yok yok yok.
Haftanın Bebek Ürünü: Aradığım gibi bulamadım ama tanıdık ahşap oyuncaklar yapan birisi var, eski bir öğrencimin babası. Aşağıdaki gibi yaptırmayı  planlıyorum, büyüdükçe bariyerlerini çıkarırım kendisi üstüne çıkıp inebilir.
Haftanın Sözü: Gerçekten Madonna'yı sevdiğim için torpil geçmiyorum. Iyi laflar çıkıyor minişimizden. Fotoğrafa tıklayarak büyütürseniz daha yazı,  iyi okunuyor.
Haftanın Fit Motivasyonu: Şu görsele de bak şimdi.
Haftanın Ünlüsü:Toni Garrn. Kendisi Leanordo DiCaprio ile fingirdiyor. Benden duymuş olmayın siz yine de..



11 Şubat 2015

Bebeğin emmesi? Süt sağmak? Peki ya ek gıda? Ne kadar zor olabilir ki?

Eveeet, gelelim benim favori konularından ikincisine (birincisi uykuydu malum).  Bu yazı yer yer itiraflarla doludur, ben yaptım sen yapma nasihatlarını çaktırmadan barındırır. 
       Sevgili kızım, minnoşum, minikom, çıtçıtım, şokellam, minişim, kurabiyem, ay suratlı Melissam, doğduğunda bana göre emmesi iyiydi. Memede uyur, memede kalkar, kucağımdan bırakıverince ağlar dururdu, ben de çareyi 5-6 günlükken emzik vererek bulmuştum. 1 hafta kontrolüne gittiğimizde Melissa'nın yeterince kilo almadığını gören doktorumuz, sebep emzdikdedi, emziği çektim aldım ben de ağzından. Gel gelelim Melissa'yı emzirme işine kafayı takmıştım, zırt pırt emzirir olmuştum ve kilo alımı gayet yoluna girmişti, artık emziğe yeniden şas  vermenin vakti gelmişti.
 Bu sefer de Melissa emziği almadı, ağzında atıp duruyordu, inat yaptım çünkü sabahları evde yalnızdım bazen Sven eve geç geliyordu ve Svegili Melissa kucağımdan başka bir yerde durmuyordu,uyku problemi de vardı, dişimi fırçalamaya vakit bulabildiğim günler mutlu olmaya başlamıştım.. Ona ikinci bir arkadaş lazımdı. O emziği attıkça ben ağzına koydum ve en sonunda alıştı. İyi mi, kötü mü ettim hala bilemiyorum. Uykuya dalarken ya da dışarıda pusette sıkıldığında kullanıyoruz emziği.. Bir de malum beni emmiyor ve bebekler emerken guvende hissederlermiş ben de bari beni emmiyor emziği emsin diye düşündüm, emme yetisini kaybetmesin, güvende hissetsin istedim. Kısacası artıları fazlaydı bizim için..

    Neyse 4.ayımızda Melissa emmeyi bıraktı, daha doğrusu başından beri silikon meme ucuyla emiyordu, doğduğu zaman hastanede onu vermişlerdi emmekte zorlanıyor diye ve o lanet uca alıştı.. 4. ayda o ucu bıraksın istedim önce onsuz emdi sonra reddetti. Ben de hemen uca geri döndüm 2 gün daha emdi ve  sonra ağlamayan çocuk, memeye geldiğinde çığlıklar atmaya başlıyordu. Silikon meme ucuyla da emmeyi reddetti. Peki ama neden reddeti? Burada benim aptallığımın söz konusu olduğuna inanıyorum. Melissa aç kalıyor yeterince emmiyor diye bir his vardı bende.. O emdikten sonra süt sağmaya başladım, baktım sütler geliyor. Dedim eyvah bu çocuk aç kalıyor, ben en iyisi emzireyim sonra sağığım sütü vereyim iyice doysun!! Önce emziriyordum sonra sağdığım sütümü, biberonla veriyordum. Veee bu aptallığımla, o  da biberona alıştı..  Hem de , internetlerde çektikçe geliyor, lök lök süt akmıyor denen medela, calma biberon verdim ilk andan beri, ona rağmen alıştı..
Neyse 4. ayın ortasından itibaren sütümü sağarak verdim, Melissa bas bas bağıyor karşımda ama ben süt sağmak zorundayım, onu kucağıma alamıyorum. Korkunçtu ama neyseydi bebeğım anne sütü alıyordu, anneydim dayanırdım. 4ve 5 ay 2 saatte bir süt sağdım. Sadece yüksek lisans derslerimin olduğu akşamlar aksadı. Kaçıncı baskı olacak bilemiyorum ama  6. ayın başından sonuna kadar Amerika'da her 4-5 saatte bir örtünün altında müzelerde, parklarda, restoranlarda süt sağdım. Tatile bile kiraladığım medela hastane tipi süt pompam ayrıca ameda pilli, elektrikli süt pompamla gidiyordum.  Günde ortalama 750 ml süt sağdım.
 6. ay bitiminde ek gıdaya başlayacağızda süt sağma yüküm azalacak diye seviniyordum ama Melissa, ek gıdayı sevmedi, meyve verdim sevmedi, sebze verdim sevmedi, yoğurt verdim sevmedi. Sevmedi, sevmedi, sevmedi.
 7. ay da süt sağarak geçtı, artık 5 saatte 1 defaya indirmiştim sağmayı.

   8. ayda motivasyonum gerçekten düşmüştü , aksamaya başladı süt sağma işlemi veeeee tabii ki sütüm azaldı, 8. ayın sonunda mamaya başladım. dedikleri kesinlilke doğru ki mamaya başlamak tam bir bela. Insanın kolayina geliyor.  9. ayda ek gıdaya Melissa ağzını açtı ve ilk ek gıdasını yedi.. 10. ayda günlük anne sütüm 300 ml'lere düştü, sık sağarak arttırmaya  başlayacaktım ki, aklınızın almayacağı yaralar oluştu.. Her süt sağmak, bedenimde ve ruhumda ciddi tahribatlara yol açıyordu, süt sağma seansına ağlaya ağlaya başlıyordum, ve acıdan kaynaklanan sinirle bıkkınlık içerisindeydim, psikolojim gerçekten iyi değildi. 1 ay dayandım. Bıraktım. Bırakınca yine psikolojim bozuldu, sütüm az da olsa geliyordu ama ben sağmayı bırakmıştım.  11-12. aylar sadece mama ve ek gıda aldı.

     Ek gıda işinde ise "9. ayda başladı önce sebze verin, meyve verirseniz sebze yemez ." demişti doktorumuz, gayet mantıklı gelmişti ama istemiyordu sebzeyi ben de bari meyveden vitamin gelsin diye başladım elmaya, şeftaliye.. Sonradan da sebzeye geçtik. 1 yaşın sonunda mamayı bırakıp keçi sütüne başladık, aynı keçi sütüyle yoğurt da yapıyorum, hatta geçenlerdeinternetten kefir mayası buldüm bir kere becerdim mayalamayı sonra beceremedim, arayışlarım devam ediyor.

    12. ayın başında Melissa'nın yemek istemediği bir günde bakıcımız, onu zorlamış yemek yemeye, ondan sonra ağzını kitledi ve 1 ay boyunca yemek yemedi, ne zaman kaşık gördü tıpkı emmeyi bırakışındaki gibi çığlıklar attı.. BLW'ye başladık, sebzeleri ne çok yumuşak ne de sert olacak şekilde buharda haşlayıp, kolayca tutabileceği şekilde önüne koyduk, müdehale etmedik. Tam bir ay isterse  kendi minik elleriyle yedi istemezse yemedi, her taraf kirlendi. Iyi ki de kirlendi çünkü blw gerçekten işe yaradı! Melissa yemek yemeye tekrar ısındı.. Kaşığa ağzını açmaya başladı.

    13. ayda sorunumuz, bakıcımızın çocuk aç kalacak korkusuyla, Melissa yemediğinde kucağına alıp dolaştırarak yedirmesiydi  bu da bana kalırsa başka bir hata, kucakta yedirmek yerine beklemek ve inatla blw yapmak daha etkili bir çözüm. Bir kaç haftadır  dilimi ısırayaım ki iyi durumdayız.. Ama Melissa, kesinlikle yemeyi çok seven bir çocuk değil, bir tek siyah zeytin ve salatalık  görürse deliriyor hemen yemek istiyor, diğer yemekler onda hayranlık yaratmıyor. Muza ve simite sıcak bakıyor ondan sonra da yoğurda.. 13. aydan itibaren yediğimiz yemeklerden vermeye başladım. Yemekleri zaten tuzsuz yapıyoruz, böylelikle Melissa da yemiş oluyor. Kapuska, nohut,kuru fasulye, kıymalı makarna (kendim yapıyorum makarna hamurunu), kuzu kıymadan köfte, somon, bal kabağı, brokoli, tatlı patates, lahmacun, barbunya, yeşil mercimek verdiklerimiz arasında.



   



7 Şubat 2015

pazar postası 6

    Taşındık. 
    Tam tamına bir günde apar topar taşındık. Ben oldukça duygusala  bağladım tabii.  Topu topu 200 metre yandaki binaya taşındık ama yine de çok özlüyorum eski evimizi. Taa 3 sene önce ilk gördüğümüz an aklımda. Emlakçı "BIliyorum çok yoruldunuz ama son bir ev var istediğiniz muhitte hem manzarası da çok sevimli ." dediğinde burun kıvırıp istemeye istemeye ziyarete gitmiştik ama giriş kapısından girdiğimiz anda birbirimize bakıp nasıl gözlerimizin parladığına şaşırmıştık Svenle.. Kontratımız zaten üç senelikti yani çıkacağımız belliydi ama YİNE de çok koydu. Yeni evin yatak odası, eski evdeki Melissa'nın odasını görüyor. Her gün bakıyorum. Bomboş. Jaluzi en son benim bıraktığım gibi.. Hiç değişmemiş.. Melissa'nın yatağına güneş gelmesin de gözünü almasın şeklinde duruyor jaluzzi. Melissa orada değil, benim yanımda, o odada artık Melissa'nın yatağı yok.



    Neyse bu kadar duygusallık bu gönderiye yeter:) Kolilerim halaa ve halaa tamamen boşalmış durumda değil. Sven 1 haftalığına yurt dışındaydı ve dönünce onu mis gibi bir evle karşılayacağıma dair söz vermiştim ama tutamıyorum sanırım. Dolaplarımız hala gelmedi, dolap yoksa kolileri boşaltmak da anlamsız. Evden çıkmam tamamen başlı başına bir olay. Siyah kazağım hangi kolide, çorabım nerede.. Bir haftadır aynı kot pantolana ve aynı kahverengi göz kalemine teşekkür ediyorum.

    Alt katımızda minik bir bebek var, sanırım 1.5 aylık falanmış, minik minik gece 11lerde ağlıyor, hemen eski günler gözümün önünden geçiveriyor.

     Dün Melissayla parka gittik, kaydıraklara çıkan merdivenlere elimden tutup 8 defa çıktı ve 8 defa indi. 30 dakika sürdü.. O kadar yorucu ki:) Kucaklayıp çıkarmak bana kalırsa daha kolay ama kabul etmiyor, illa kendisi çıkacak. En sonunda yeter artık çıkmayalım dediğimde ağlamaya başladı, merdivenlerin önünde. pek mudehale etmedim." Bak salıncak var" şeklinde dikkatini dağitmaya çalıştım. Pusete koyup eve doğru giderken ağlamaya devam etti, ben de güzelce anlattım, "şimdi eve gideceğiz, evde güzel oyuncaklarınla oynayacağız sonra yemeğini içeceksin, güzel bir uyku çekeceksin" diye. İşe yaradı.. Çocuklara" Ay park kapanmış." ya da "Parkı çalmışlar." gibi çocukça olduğunu sandığımız yalanlar yerine güzel güzel  açıklamalarla gidersek daha doğru ve daha kolay oluyor gibime geliyor.

Haftanın Şarkısı: Liz Fraser'in sesinin en yakıştığı şarkılardan biri. Bomboş sokaklarda gece araba kullanırken ya da sahilde yürürken mis gibi gidiyor. <3 



Haftanın Hazır Giyimi: Forever 21'dan aldığım çiçek baskılı bodysuitlerle çok mutluyum. Tam olarak aşağıdaki fotoğraftaki iki tanesini aldım. tanesi 3-4 euro mu neydi:) Yüksek belli pantolanlarla şahane oluyor.

Haftanın Tasarımı: Her şeyi geç keşfettiğim gibi eşarpların büyülü dünyasına da 33. yaşımın içinde adım atıyorum. Hermes eşarplar gerçekten birer tablo gibi, napıcaz?

Haftanın Bebek Ürünü: Xylofon ya da ksilofon. Herhangi bir markadan bulabilirsiniz bize doğum günü hediyesi olarak fisher pricedan gelmişti,  iyi geliyor, eğlendiriyor. Sıkılmadan dahil olduğunuz bir oyuncak haline geliyor:)


Haftanın Sözü: Bu sözün üstüne parmağımı basarım arkadaşım. Ciddi, çalışıyor.


Haftanın Fit Motivasyonu: Bu hafta fit bir hafta değildi, annem sayesinde sarmalar, kızartmalar oh yes, schön, wunderbar idi, motivasyon da yok:)

Haftanın Ünlüsü: İkisini de ayrı ayrı seviyorum, Benim gelmiş geçmiş favori çiftlerimdarasında Sean Penn ve Madonna zaten vardır fakat Charlize Theronla olan romantik mıcırdamaları ilk sıraları  zorluyor Sean Penn beybimizin. Charlize Theron zaten ayrı bir case. Cani filminin ilk yarısı neredeyse bitecekti "Hani abicim Charlize ne zaman filmde endam eyleyecek?" diye sorarken ve jetonun düşmesiyle "Aaaaaaa" tabii. Çok güzeldi film. Hatta soundtrackinde Natalie Merchant - Carnival vardı.. Dur dur hemen burada linki de vereyim şarkıya..